Not Defterim

Aşk’ın ne olduğunu anlamak oldukça zor. Türk Dil Kurumu Büyük Sözlüğü, “Sevgi veya sevda” olarak tanımlıyor aşkı. 
Oxford Illustrated American Dictionary, “Tutku ve bağlılık sevme olayı” olarak tanımlıyor.
Fakat bu sözlük anlamları insana yetmiyor! Üç beş kelimeye indirgenmiş bu yüzeysel tanımlar kesemiyor insanın arayışını,
insan devam ediyor aşkın anlamını aramaya…
Kimimiz bilim adamlarına başvuruyor; aşkı bilimsel yöntemler kullanarak anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyoruz. 
Fakat, şimdilik, bilim de tam bir cevap veremiyor bize. Bilim adamları bir “aşk hormonu” olabileceğini fakat henüz 
bulunamadığını söylüyorlar.Kimimiz ise edebiyatçılara, gönül adamlarına başvuruyoruz. Kimi zaman bir romanla, kimi zaman
bir şiirle aşkı anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyoruz ve belki de en fazla edebiyatla anlayabiliyor, anlatabiliyoruz aşkı…

———————————————————————————————————————————————————————————–

Her zaman birden fazla doğru vardır ama o doğruların farkına varabilmenin cefasını çekmeye razı olmakta ayrı bir mesele olarak görülür. Her şeyden önce bazı olaylara farklı bakış açıları geliştirerek bakmak lazım, mesela saygı kavramını ele alalım saygı ne demektir ve ne ifade eder insanlar için saygı ezelden ebediyete giden sonun başlangıcıdır yani insanı insan yapan yegane temel taşlardan bir tanesidir. Bu ne demek oluyor biraz açalım. Şöyle düşünelim etrafımıza bir bakalım neler görüyoruz veya neler görmek istiyoruz diyelim, aslında hiç bir şey değil mi çünki yaşadığımız dünyada insanoğlu psikolojik olarak çok yorulmuş durumda bu yüzden de ikili ilişkilerinde saygı denen kavram yok olmuş. Bunun nedenleri arasında başlıca olanı internet ve teknolojinin dünyamızdaki psikolojik çöküntü ve bunalım halidir. Günümüz insanları artık birbirlerinden bıkkın bir şekilde menfaatçi olmuş durumdalar. Ama ben yine de güzel insanların olduğuna inanıyorum…

Günümüz globalleşen dünya gerçeğinde insanlar birbirlerinden kopuk yaşamaktalar bunun nedeni de batının bireyselleşme adı altında atmış olduğu birçok kültür emperyalizmi statükosunun kaynayan noktasında birleşme çabalarından ibaret fakat insanımız bunu fark edemiyor çünki bizim zihin dünyamızı bulandırma çalışmaları ve politikaları yürütmekteler bulanan beyinler düşünme kabiliyetini ve becerisini yitirmektedir. Bu sayede batının istediği gibi insanlara enjekte ettiği zehrin farkında olmayan insanlar kandırılarak karşı çıkmadan yönetilir hale getiriliyor. Bunun sonucunda da insanımızda çok ağır bedelleri olan sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle uyanık olmalı ve batının oyunlarına gelmeden özümüze dönmeliyiz vesselam…

———————————————————————————————————————————————————————————–

Şu süratle süren hayatta mutlu olmayı da unuttuk sahiden. Herkes hep bir karamsarlık, hep bir mutsuzluk hep bir sıkıntı içinde. Havadan mıdır bilmem ama psikolojik olduğuna eminim. Çünkü ne kadar tatsız da olsa dünya, mutlu olabilmek için birçok neden var hâlâ.
Ev, iş, okul derken hayat tabiri caiz ise at koşturuyor. Kış aylarında soğuğun da verdiği yorgunluk ile iş veya okuldan artan zamanda kendimize vakit ayıramıyoruz. Eve düşen kendini televizyonun karşısında, ayaklarını uzatmış çayını yudumlarken buluyor. Sonra yok hayat sıkıcı, hiçbir zevk alamıyorum bu yaşamdan diyen kişiler görüyor, sonu intiharlara dahi giden sonuçlarla karşılaşıyoruz.Bu yüzden en büyük eksiğimiz mutlu olmayı bilmemek yahut unutmak. Oysa çocukken ne kadar kolaydı mutlu olabilmek. Küçük bir oyuncak, abur cubur veya annenden aldığın o tebessüm bile yetiyordu mutlu olmaya. Şimdi ise daha da büyüdük ve artan yaşımız ile birlikte mutlu olma sebeplerimiz de büyüdü. Eskisi gibi her şey kâfi gelmiyor. Lâkin okuduğumuz iki mısra şiir, içtiğimiz bir fincan kahve, kalemi elimize alıp bir şeyler karalamak veya sevdiğini düşünmek bile yeterli olmalı mutlu olmak için. Daha ne isteyebilir ki bir insan cidden ? “İnsan, kendi mutluluğunun mimarıdır.”  Thoreau’nın da dediği gibi mutlu olmak için var olan bir sebebi aramamalı, sebebi kendimiz var etmeliyiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.