Diğer

Bir Çay Tadında – Başladığım Yerden Hayat

 

Başlamak gerekiyormuş yazımla artık bazı şeylere başlamak, en azından adım atmak hayatımın her noktasında görülür oldu. Bir yerden bir şekilde başlayınca devamı geliyormuş gerçekten. Bu yazımı ise başladığım noktadan yazıyorum. Çayın son yudumunu alırmış gibi, hayatımın son yudumunu alana kadar…

Bir şeye kafa yormak, bir şeyi analiz etmek veya bir şeyle uğraşmak; sadece bir şey olarak kalmıyor. Hayat gibi. Hayatta her zaman, bir noktadan bir noktaya bir şeyler götürürüz. Farkında olmasak bile, geriye baktığımızda ya da anılarımızı canlandıran kokular aldığımızda bunun farkına en iyi şekilde varıyoruz. Yaşadığımız o anlar, artık farklı bir bakış açısıyla gözüküyor. Bir anı yad ederken farklı anılarını da hatırladığınız veyahut düşünceden düşünceye, hayallerden hayallere açıldığınız mutlaka olmuştur. İnanın bana, bu bana göre çok hoş bir şey.

Bende dönüm noktalarımdan biri olan bu başlangıçla, mutlu bir hayatı dile getirmeye uygulamaya karar verdim. Kafamı kurcalayan ilk şey; varmak istediğim hedeflerin gerçek mutluluk olduğunu düşünmekti. Bu hayatı belirlediğim hedeflerin noktalarıyla sürdürmenin doğruluğu, bir türlü kafama yatmadı. Çünkü hedeflere varınca mutluluğu yaşamak çok kısa sürüyordu.

Misal bir ayakkabı alıyoruz ve o ayakkabının varlığıyla birkaç gün mutlu oluyoruz. Her boşluğumuzda ona bakıp “iyi ki seni almışım” diyoruz. Birkaç gün sonra aynı ayakkabı tat vermez oluyor. Aynı heyecanla giymiyoruz. Aynı heyecanla bakmıyoruz. Hatta hiç bakmıyoruz. Bundan sonra süreç yeni bir ayakkabı, yeni bir hedef ve yeni bir noktadan ibaret oluyor.

Hedeflerimin mutluluk olduğunu, o noktalara ulaşınca gerçekten mutlu olacağımı düşünürken –hani dedik ya başlamak gerekiyormuş diye- hedefe giden yollarımın karanlık ve bir boşluktan ibaret olduğunun farkına vardım.

Öyleyse bu noktadan da yeniden başlayalım…

Hayatta göz önünde olan şeylerin farkına varmakta güçlük çekiyoruz çoğu zaman. Bu bazen cebimizde olan ama evi alt üst edip bulamadığımız anahtarımız olabiliyor. Çünkü doğru odaklanmıyoruz. Odaklanacağımız şey anahtarın kendisi olması gerekirken, biz anahtarı bulmaya veya kafamızı kurcalayan şeylere odaklanıyoruz. Bu kadar basit bir noktada bile hata yapıyorsak, hayatımıza yön verecek olaylarda ne kadar hata yaptığımızı düşünebiliyor musunuz?

Arzularımızın veya isteklerimizin gün kadar göz önünde olduğu bir hayatta nedir onları karşılamamızı engelleyen?

Hiç cebimize baktık mı?

Her zaman yapamadıklarımıza odaklanıp hiçbir şeyin doğru gitmediğini, hayatımızın olumsuzluklarla dolu olduğunu, gözlerimizi hep ileriye dikerek düşünüyoruz. Kafamızı o kadar çok olumsuzluklara yoruyoruz ki, olumlu yönlerin varlığından bile bir haber oluyoruz. Oysa bu hayatta olumlu yön biziz. Hayat sadece bizden ibaret.  Biz varsak dostluklarımız var. Biz varsak başarımız var. Biz varsak mutluluklarımız, biz varsak yapabileceklerimiz var.

Her şey bizim elimizde. Mutluluklarımızı belirlemekte, seçimlerimizi yapmakta, istediklerimizi gerçekleştirmekte bizim elimizde. Sadece uzun bir yolda seçimlerimizle direksiyonu döndürürken altımızda arabamız olduğunu bilelim. Ya da araba sürebildiğimizi, hayat denen bir yolda sürekli ilerlediğimizi, gideceğimiz hedeflerin değil gittiğimiz yollarında mutluluk olduğunun farkına varalım. Anı yaşayalım. Çünkü hep ileriyi düşünmekten şuanı kaçırıyoruz. Güzellikler, iyilikler, dostluklar ve başarılar sadece yolun sonunda veya hedeflerimizde değil. Yolun kendisi de tüm bunları içerisinde barındırıyor. O upuzun hayat yolunda ilerlerken, sahip olduğumuz değerlerin bizi mutlu etmesine izin vermek zorundayız. Hedeflerimize ulaştığımızda anlatacak şeylerimiz olmalı. O upuzun yolda giderken zamanın bir türlü geçmediğini düşünsekte, yılların akıp geçtiğini bilerek anılar biriktirmeliyiz. Hedeflere ulaştığımızda bizi o hedefe giderken yaşadığımız anılar doyurmalı. Öncelikle bunu başarmalıyız. Çünkü hayat gerçekten çok kısa ve hiçbir şeyin garantisi yok. Yaşadığımız her anın tadını doyasıya çıkarmak gerekiyor. Çünkü hayat, bir çayın ilk yudumundan son yudumuna kadar. Son yudumumuzu alırken, ilk yudumlar kadar keyif almıyorsak neye yarar yaşamak? Yoldan keyif almıyorsak neye yarar gidilen hedefler?

“Yaşam, insanın gelecek için kendisine anılar hazırlaması demektir”  – Ernesto Sabato

Hayatta karşımıza çıkmayacak bazı kesin anlar vardır. Bugün gibi, şuan gibi. Anlarımızı dolu dolu yaşamak, iki elimizin arasında. O anlara sarılmamak için hiçbir nedenimiz yok.

Zaman  “yapamam”larımızı gömme zamanı.

Yapabiliriz. Bir düşünün. Yapamam dediğimiz şeyler bu hayat için ne kadar imkansız? Ya da “yapamam”larımızı oluşturan engeller ne kadar gerçekçi? Veyahut engelleri ne kadar aşmaya çabalıyoruz? “Yapamam” dediğimiz her şeyin engellerini bir kenara atıp, onlarla ilgilenmiyoruz veya onlarla uğraşmıyoruz demektir. Tıpkı, tozlu raflarda bekleyen tozlu kitaplar gibi. Neye yarar raftaki kitap? Peki neye yarar hayatınızda sürekli engellerin olduğunu düşünmek, engelleri var etmek?

Eğer doğru yolda isek, o yol her zaman yokuş yukarı olacaktır.

Ancak, inancımızın korkularımızdan daha büyük olmasına izin verirsek düşlerimiz gerçekleşir. Engelleri ancak yapabileceğimize inanırsak aşabiliriz. Ve biz yapabiliriz. Engelleri aşabiliriz. Sadece inancımız, çabamız ve isteğimiz yeterli.

“Yapamam”larınızı gömdüğünüz ve hep şuanlarınızı dolu dolu yaşadığınız bir hayat dileğiyle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir